Dil Öğreniminde En Etkin Faktörler
KİŞİ FAKTÖRÜ
Her türlü eğitim öğretim faaliyetinde ‘’kişi’’; çok önemli bir faktördür. Ancak ‘’kişi’’ kavramının her iki boyutta da dikkate alınması önemlidir. Öğreten kişi ile öğrenen kişi birbirlerine uygun olmalıdırlar. Sözgelimi, iyi bir İngilizce Öğretmeninin; hem okul öncesi yaş grubuna, hem yetişkinlere, hem de iş hayatından profesyonellere İngilizce’ yi çok güzel öğretebileceği gibi, inanılmaz büyük bir yanlış kanaat vardır. Halbuki bu uzmanlık alanının da, örneklemek gerekirse; ‘’tıp’’ tan hiçbir farkı yoktur. Öğreten kişinin de farklı donanımların mevcut olmasını zorunlu kılan alt branşları vardır. Aynı doktorlukta olduğu gibi. Okul öncesi yaş grubuna İngilizce öğretmek ayrı bir uzmanlıktır, talebe yaş grubuna, yetişkinlere, iş hayatından profesyonellere ise ayrı ayrı uzmanlıklardır… Netice olarak; hiçbir öğretmenin saydığımız tüm bu yaş gruplarının ve tüm bu farklı hedeflerin hepsine birden İngilizce’yi en iyi biçimde öğretebileceği gibi bir mantık söz konusu değildir.
METOD VE LOKASYON
17. Yüzyıldan bu yana ikinci dil öğretimi; bilimsel temellere dayandırılmaya başlanmıştır. ‘’Gramer Çevirisi’’ adı verilen ilk metottan günümüze kadar bilimin ışığı altında tarih içinde farklı akımların de tesirinde kalınarak çeşitli metotlar geliştirilmiştir. Bu gelişme çalışmaları içerisinde çevresel faktörlerden beynimizin her iki yarısının çalışma prensiplerine kadar birçok önemli husus etken olmuştur. Elbette ki her bir metot tarih içerisinde yaratılmış olduğu dönem ve toplumsal düzen dikkate alınarak, ‘’en iyi’’ olduğu düşüncesiyle oluşturulmuştur. Son yüzyıl boyunca ve günümüzde, halen en popüler olan metodun temel prensibi ‘’öğrenmek – öğretmek’’ olgusunu, olabildiğince yıkıp, eğitim sürecini yapay bir şekilde ‘’anadilimizi edinme süreci’’ ne maximum boyutta yaklaştırmaktır. Fakat …
GENEL YANLIŞ
‘’Anadilimizi edinme’’ sürecini kopyalayarak yaratılacak suni şartlar dahilinde bu mantığı ikinci dil öğretiminde kullanmak kulağa gerçekten çok hoş geliyor. Hatta müthiş!! Ve başarısı da kesinlikle tartışılamaz!!
FAKAT;
- dilin anavatanı olmayan Türkiye’de bu eğitim uygulanırsa
- Dile; dolu dolu, kesintisiz maruz kalınması olmazsa
- Haftada en fazla 2-3 kere ve her seferinde de 2-3 saat ancak bu çalışma yapılırsa
- Eğitmen profili yeterince yüksek kalitede olmazsa
Acaba ‘’Anadilimizi edinme sürecimizi kopyalayan metot’’ ne kadar faydalı olur?
Acaba söz konusu ikinci dili, aynı anadilimizde olduğu gibi edinme sürecinde olabilir miyiz?
Acaba haftanın 7 günü günde ortalama 15 saat uyanık olduğumuzu düşünürsek, haftada 8-10 saat
bu işe ayırarak başarabilir miyiz?
Acaba bile bile lades mi tutuyoruz?
|